Dolar 43,8290
Euro 51,6962
Altın 7.183,04
BİST 13.934,06
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Samsun 10°C
Yağmurlu
Samsun
10°C
Yağmurlu
Pts 8°C
Sal 12°C
Çar 10°C
Per 8°C

Orta Doğu’da Nükleer Yarış ve Türkiye

Orta Doğu’da Nükleer Yarış ve Türkiye
22 Şubat 2026 22:25

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda Türkiye’nin de aynı yarışa girmek zorunda kalabileceği uyarısında bulundu. Bölgede nükleer dengeler değişiyor.

Orta Doğu, son yılların en kritik stratejik dönüşümlerinden birinin eşiğinde bulunuyor. İran’ın nükleer programındaki ilerlemeler, İsrail’in “nükleer belirsizlik” politikası ve küresel denetim mekanizmalarının zayıflaması, bölgeyi yeni bir silahlanma yarışına sürüklüyor. Bu gerilimli atmosferde Türkiye, geleneksel olarak savunduğu “nükleersiz bölge” idealini korurken, değişen güç dengelerine karşı stratejik bir yeniden değerlendirme sürecine girmiş durumda. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şubat 2026’da yaptığı “Eğer birileri nükleer silah sahibi olursa, Türkiye de kendi güvenliğini korumak için bu yarışın dışında kalamaz” minvalindeki açıklamaları, Ankara’nın artık nükleer asimetriyi bir ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğünü kanıtlıyor. Orta Doğu’da nükleer yarış ve Türkiye arasındaki ilişki, artık sadece akademik bir tartışma olmaktan çıkıp, bölgenin yeni güvenlik mimarisinin temel taşı haline geliyor.

Türkiye’nin bu sertleşen söylemi, bölgedeki “nükleer adaletsizlik” kavramına dayanıyor. Ankara, bir yandan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) tam bağlılığını sürdürürken, diğer yandan İsrail’in denetim dışı nükleer kapasitesinin bölgedeki diğer aktörleri tetiklediğine dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Nükleer silahı olanlar bize ‘yapamazsın’ diyemez” şeklindeki çıkışları, Türkiye’nin egemenlik ve caydırıcılık konusundaki kararlılığını simgeliyor. Uzmanlar, Ankara’nın nükleer seçeneği şu an için bir silahlanma planı olarak değil, bölgedeki nükleerleşmeyi durdurmak için kullanılan “sembolik bir caydırıcı” olarak masada tuttuğunu belirtiyor.


İran Faktörü Ve Domino Etkisi

Türkiye için en yakın ve somut risk, komşusu İran’ın “eşik devlet” statüsünden nükleer güç statüsüne geçme ihtimalidir. Ankara, Tahran’ın nükleer silah elde etmesinin bölgedeki güç dengesini dramatik şekilde bozacağına ve Suudi Arabistan ile Mısır gibi ülkeleri de aynı yola sevk edeceğine inanıyor.

Türkiye’nin stratejik endişeleri:

  • Güç Dengesi: İran’ın nükleerleşmesi, bölgedeki geleneksel dengeyi Tahran lehine kalıcı olarak değiştirebilir.
  • Bölgesel Silahlanma: Bir nükleer domino etkisi, Orta Doğu’yu dünyanın en tehlikeli cephaneliğine dönüştürebilir.
  • NATO Güvencesi: Müttefiklerin caydırıcılık taahhütlerine olan güvenin azalması, Türkiye’yi kendi milli çözümlerini aramaya itiyor.

Akkuyu Ve Sivil Nükleer Enerji Hamlesi

Türkiye, silahlanma tartışmalarının gölgesinde sivil nükleer enerji alanında tarihi adımlar atıyor. 2026 yılı, Türkiye için “Nükleer Yılı” olarak ilan edildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin ilk reaktöründen bu yıl içinde elektrik üretileceğini müjdeledi.

ProjeDurum (2026)Stratejik Amaç
Akkuyu NGSİlk elektrik üretimi başlıyor.Enerji bağımsızlığı ve dışa bağımlılığın azaltılması.
Sinop NGSRusya ve diğer partnerlerle müzakereler sürüyor.Karadeniz kıyısında ikinci enerji üssü.
Trakya NGSPlanlama ve yer tespiti aşamasında.Sanayi bölgeleri için sürdürülebilir enerji.

Akkuyu projesi tamamen barışçıl amaçlarla ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetiminde yürütülse de, Türkiye’nin nükleer teknolojiye hakimiyeti, bölgesel rakiplerine karşı teknolojik bir kapasite mesajı olarak da okunuyor.


Yeni START Sonrası Güvenlik Vakumu

5 Şubat 2026 tarihinde ABD ve Rusya arasındaki “Yeni START” antlaşmasının sona ermesi, küresel nükleer denetim rejiminin fiilen çökmesine neden oldu. Bu denetimsizlik ortamı, Orta Doğu gibi çatışma potansiyeli yüksek bölgelerde devletlerin kendilerini daha güvensiz hissetmelerine yol açıyor. Türkiye, bu vakum döneminde hem NATO içindeki “nükleer paylaşım” rolünü sürdürüyor hem de yerli balistik füze sistemleri (Tayfun vb.) ile konvansiyonel caydırıcılığını en üst seviyeye çıkarıyor.

Hakan Fidan’ın NPT’yi “yapısal olarak adaletsiz” ilan etmesi, Türkiye’nin artık Batı merkezli güvenlik dayatmalarını körü körüne kabul etmeyeceğinin en net göstergesidir. Ankara, bölgedeki nükleer belirsizliğin ancak İsrail dahil tüm aktörlerin denetime tabi tutulduğu adil bir sistemle çözülebileceğini savunuyor. Orta Doğu’da nükleer yarış ve Türkiye denklemi, önümüzdeki yıllarda bölgenin barış mı yoksa felaket mi yaşayacağını belirleyen en temel unsur olmaya devam edecek.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.