Dolar 31,5237
Euro 34,2708
Altın 2.126,18
BİST 8.907,65
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Samsun 16°C
Az Bulutlu
Samsun
16°C
Az Bulutlu
Sal 13°C
Çar 11°C
Per 10°C
Cum 10°C

Bozdağ: Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’taki Adaylığı Anayasal Hakkıdır

Bozdağ: Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’taki Adaylığı Anayasal Hakkıdır
29 Ocak 2023 20:13
166

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Çok net bir şekilde Anayasamıza göre Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimde adaylığı anayasal hakkıdır. Cumhurbaşkanımızın cumhurbaşkanı adaylığı önünde Anayasamızda da herhangi bir yasamızda da ima yollu dahi bir engel yoktur.” dedi.

Bakan Bozdağ, “Seçimler, yargı organlarının yönetim ve gözetimi altında yapılmaktadır. Seçimlerin başından bitimine kadar düzgün biçimde yürütülmesi dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemlerin yapma ve yaptırma seçim süresince yolsuzluklar, ihbar ve şikayetleri kesin olarak karara bağlama görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, AK Parti Nevşehir İl Danışma Kurulu Toplantısında konuştu.

Bakan Bozdağ’ın burada yaptığı konuşmasından bazı bölümler şu şekilde:

SAMİMİ DEĞİLLER

Bakın başörtüsüyle ilgili Meclise bir kanun teklifi verdi Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Cumhurbaşkanımız da dedi ki ‘Bu kafi gelmez. Gelin anayasa değişikliği yapalım. Zira bizim kanunlarımızda başörtüsünü yasaklayan hiçbir hüküm yokken yıllar yılı bu zulüm yasaklı yaşandı. Hatta Yükseköğretim Kanununda ‘Kanunlara açıkça aykırı olmamak kaydıyla yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir’ diye hüküm bulmasına rağmen yıllar yılı bu zulüm yapıldı Anayasayla biz bu işi kökünden çözelim.’ Şimdi toplanmışlar karar veriyorlar, ‘Dini inancı sebebiyle kavramı çıkarılsın. Bu, milleti ayrıştırıyormuş.’ Yahu bu memlekette başörtüsü, zulmü niye yaşandı? Bu ülkenin evlatları dini inancı sebebiyle başını örttüğü için yaşanmadı mı? ‘Din inancı sebebiyle ifadesini çıkarın’ diyorlar. Biz ne diyoruz? Dini inancı sebebiyle kişinin başını örtmesi, kadının başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetini anayasal koruma altına alıyor. Yani dini inancı sebebiyle kıyafete ve başörtüsüne hukuki bir değer atfediyor ve bunu anayasal koruma altına alıyor. Bunlar dini inanç sebebiyle, başörtü ve kıyafetin hukuki bir değer verilmesini anayasal güvence altına alınmasını istemiyorlar. Çok açık öbürleri bahane. ‘Şöyle olacakmış, böyle olacakmış. Siz oy vermeyecekseniz’ bahane uyduruyorlar. Daha ilginci var. Temel Bey’in vekili imza attı teklife. Şimdi o da bu bildiriye imza atmış. Şimdi öbürlerine bakıyorum. Muhafazakar geçinenlere bakıyorum, onlar da imza atmışlar. Hani muhafazakardınız siz? Dini inancı sebebiyle başörtü ve kıyafet tercihinin hukuken korunması, bunlara hukuki bir değer verilmesi, anayasal koruma altına alınması sizi niye rahatsız ediyor? Bambaşka bir noktadayız. Samimi değiller. İşte esas istismarcılar bunlar.

MİLLETVEKİLLERİNİN HÜR İRADESINE KARIŞMAYACAKSINIZ

Kalkmışlar bizi istismarla suçluyor. Cumhurbaşkanımız dahil bu salonda oturanlar ve milyonlarca bu memleketin evlatları buna bedel ödediler bedel… Evlatları okulları terk etmek zorunda kaldı, işten atılmak zorunda kaldı, hayallerinden, geleceklerinden, inançlarını tercih ederek vazgeçtiler. Bunlara ‘Siz istismarcısınız’ diyorlar. Bedel ödeyen istismarcı mı olur? Hayatı bununla mücadeleyle geçen istismarcı mı olur? Esas istismarcı, ikna odalarını kurup yıllarca bu başörtüsü ve kıyafetle ilgili düzenlemeleri Anayasa Mahkemesine taşıyıp iptal ettiren ve 28 Şubat’ı gönülden alkışlayan CHP zihniyeti ve bugün bu CHP zihniyetine ‘Tayyip Erdoğan gitsin de memleket ne olursa olsun’ diye kuyruk olanlardır. Bu mesele düzeltilirse, Mecliste 400’ün üzerinde oyla kabul edilirse, bunun bir faydası olacaksa bizim oyumuz buna yetmiyor, siz oy verdiğinizde Türk halkı bunu görecek. Size de destek verecektir. Ama emin olun destek vermezler. Çünkü dini inancı şeyi var ya bunları çıldırtıyor. Esasında böyle bir ibarenin anayasada geçmesi ve anayasanın dini inanç sebebiyle başörtü ve kıyafet tercihine hukuk ve hukuki bir koruma sağlayıp laiklik anlayışını özgürlükten yana derinleştirmesinden, kökleştirmesinden, jakoben laiklik anlaştırmasından, uzaklaşmasından rahatsızlık duyuyorlar. Problem burada. Gerisi laf, gerisi güzaf eskilerin deyişiyle. Bunlar hiçbir zaman bu konuda samimi olmadılar. Şimdi olmuyorlar. Bir yandan ‘demokrat geçiniyoruz’ diyorlar. Şimdi ‘Salona gireceğiz oy kullanmayacağız.’ Hani ortak akılla yürüteceksiniz. Hani siz despot değilsiniz. Milletvekillerinin hür iradesine karışmayacaksınız. Adamın veya hanımefendinin vicdanı ‘evet’ oy vermekten geçiyor. ‘Hayır gireceksiniz salona ama oy kullanmak için kabine gidip oyunuzu kullanmayacaksınız.’ Nerede kaldı sizin demokratlığınız? Konuşuyorlar, ‘Biz demokratız.’ Milletvekillerine baskı yapacaklar. Salona sokmayacaklar. Şöyle yapacaklar. Böyle yapacaklar. Sonra da çıkıp ‘Biz özgürlükçüyüz’ diye geçinecekler. Anlaşılır gibi değil. Biz sizin demokratlığınızı çok iyi biliriz. Geçmişiniz nasıl bir demokrat olduğunuzu bize öyle bir anlatıyor ki kendiniz gibi olmayanlara tahammülsüzlüğü demokrat sayan zihniyetsiniz. Sokakta gezen başörtülü bir kadına alışveriş yaparken onu yanında görmeyi alışveriş yapılan yerde görmeye tahammül edemeyen ilkel bir zihniyeti temsil ediyorsunuz. Nereniz demokrat? Ama Allah’ın izniyle dün nasıl bu tahammülsüzlükleri siz aştıysanız bugün de aynı şeyi açacaksınız.

SEÇİMLER, YARGI ORGANLARININ YÖNETİM VE GÖZETİMİ ALTINDA YAPILMAKTADIR

14 Mayıs’ta seçim olacak. Seçim yaklaşıkırken her seçim döneminde yaptıklarını yapıyorlar. Şimdi diyorlar ki, ‘Seçim olacak. YSK’ya biz güvenmiyoruz.’ Niye güvenmiyorsun sen YSK’ya? ‘YSK’nın üyelerini hep Cumhurbaşkanı atıyor.’ Ya Allah’tan kork, YSK’ya Cumhurbaşkanın atadığı tek bir üye dahi yok. YSK’nın 11 üyesi var, 6’sı Yargıtay üyeleri, 5’i de Danıştay üyeleri salt çoğunlukla doğrudan seçildi. Ama Sayın Kılıçdaroğlu haberdar değil, ‘YSK üyelerini kim atıyor? Ben güvenmiyorum’ diyor. Sebep? ‘Cumhurbaşkanı atıyor.’ Yahu atamıyor. Hem milleti aldatıyorlar, yanlış bilgi veriyorlar. Hem de orayı karalıyorlar.

Seçimler, yargı organlarının yönetim ve gözetimi altında yapılmaktadır. Seçimlerin başından bitimine kadar düzgün biçimde yürütülmesi dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemlerin yapma ve yaptırma seçim süresince yolsuzluklar, ihbar ve şikayetleri kesin olarak karara bağlama görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Ama seçimleri kim yapar? Partiler yapar. Anayasa açık, seçim kurulları organize yapar, seçim sürecini yönetir, denetler, ihbar ve şikayet olursa bunlara bakar, eksikler varsa idari bakımdan onları tamamlar. İlçe seçim kurulunda her partinin üyesi var, il seçim kurulunda her partinin üyesi var. Yüksek Seçim Kurulunda her partinin üyesi var. Sandık kurullarında her partinin üyesi var. Bütün partiler bir aradalar. Her işlem ıslak imzayla kendileri tarafından tutanağı alınıyor. Tutanağın birer örneği de hepsine veriliyor. Peki ben sorarım, nasıl hile olacak? Türkiye’de 200 bin civarında sandık olduğuna göre her sandıkta da yaklaşık yedi kişi bulunduğuna göre bunların da hepsi ayrı ayrı partilerden olduğuna göre sandıkta AK Parti var, CHP var, HDP var, İYİ Parti var. Nasıl anlaşacak bunların hepsi? Bütün Türkiye’de bu kadar birbirine zıt olanlar anlaşacak, bunları anlaştıracak tek bir noktada birleştirecek, bırakın Türkiye’yi dünyada bir güç yoktur. Ben net söylüyorum. Bizim Seçim Kanunumuza göre seçimde hile yapmak, seçimde hileyle sonuç elde etmek fiilen imkansızdır. Hukuken zaten mümkün değil. Fiilen de imkansızdır. Bunun aksini söyleyenler ya Seçim Kanununu bilmiyorlar, ya ömürlerinde seçim nasıl olmuş görmemişler ya da yalandan dolandan yorum yapanlara itibar ediyorlar. Ama en önemlisi de şu, seçimi kaybedecelşeri için şimdiden bahane hazırlığı yapıyorlar. Her seçim öncesi böyle yapıyorlar. Seçim yaklaştıkça ‘Seçimde gölge olacak. Şöyle hile olacak, şöyle bir şey olacak.’ Mümkün değil. Biri çıksın bana anlatsın mümkün olduğunu. Böyle bir imkan yok. Yasa izin vermiyor. Uygulama mümkün değil. Bir de müşahitler var. Siz sandıklarda oylar nasıl sayılıyor biliyorsunuz. Sandık kurulu üyeleri var. Bir de her partinin bir sürü müşahidi var. Milletin gözü önünde yapılıyor. Nasıl hile olacak? Ama korku dağları sarmış. Onun için seçimi kaybedeceklerini anladıkları için şimdiden Yüksek Seçim Kurulunu karalamayı, onların verdikleri kararları gölge altına almayı şaibeli hale getirmeyi hedefine koymuşlar. Seçimi kaybetmenin bahanesini taraftarlarına şimdiden hazırlıyorlar. ‘Biz demiştik bak’ diyecek. Yahu mübarek 15 seçim oldu bu 16’ncısı. ’16’ıncsını da aynı sebeple kaybediyorsan sen niye orada oturuyorsun?’ demez mi vatandaş? ’16 defa sen aynı hatayı niye yapıyorsun?’ demez mi? Der ama bunlar bununla da yetinmiyorlar.

CUMHURBAŞKANIMIZ ERDOĞAN’IN ADAYLIĞI ANAYASAL HAKKIDIR

Şimdi baktılar seçim işi olmaz. Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından biri olan YSK’ya saldırı yetmedi. Şimdiye kadar cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili tartışmaları yoktu. Şimdi de oradan bir tartışma başlattılar. 26 Ocak’ta da 9 saat istişare ettiler. İstikşafi görüşmeleri bir türlü bitmiyor. Şimdi 9 saatin sonunda vardıkları şey ‘Meclis karar almadıkça Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, cumhurbaşkanı adayo olamaz. Anayasaya aykırıdır’ noktasına geldiler. Bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu? Kalkıyorsun, diyorsun ki, ‘Biz bu konuyu gündemimize getirmeyeceğiz. Meydanda yarışacağız. Sandıkta hesaplaşacağız’ diyorsun. Ama şimdi aday olamaz noktasına gelmiş durumdalar. Sebep ne? Korku dağları sardı. YSK’yı suçlamak yetmiyor, ‘Tayyip Bey’in adaylığına engel olamazsak bu bizi bir daha ezip geçecek’ diyorlar. Allah’ın izniyle bir daha ezip geçecek. Çok net bir şekilde Anayasamıza göre Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimde adaylığı anayasal hakkıdır. Cumhurbaşkanımızın cumhurbaşkanı adaylığı önünde Anayasamızda da herhangi bir yasamızda da ima yollu dahi bir engel yoktur. Ama 367’yi uyduranlar ve geçmişte Cumhurbaşkanımızın milletvekili listesinden sildirmek için itiraz üzerine kesin olduğu halde temyiz ettirip uçakla dosyasını Ankara’ya getirip jet hızıyla dosyalar aylarca, yıllarca beklerken jet hızıyla karar aldıran ilkel zihniyet şimdi yine devrede. O zaman Tayyip Bey’in ismini sildirmeyi başarmışlardı. ‘Şimdi gene yaparız.’ 367’i yapmışlardı. ‘Şimdi gene yaparız.’ Ben de diyorum ki, geçti o devirleri, geçti o devirler. Bu memleketin Anayasasını, yasalarını topunuz bir araya gelseniz çiğnetmeyiz, çiğnemenize de izin vermeyiz. Yiğit olun, cesur olun. Altınız bir araya geldiniz, tekiniz yenemeyeceksiniz.

O ESKİ İFADE YÜRÜRLÜKTE OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ

Bakın Anayasa açısından da birkaç şey söyleyeceğim. Anayasada bizim 2017’de yaptığımız değişiklik. Çok net. Buradan açıkça okumak istiyorum, kanunun ilgili değişiklik yapan kanunun 7. maddesinin öneri kısmına önerilen metni takdim eden kısmı şu şeklinde. Okuyorum madde 7, ‘2709 sayılı kanunun 101. maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değişmiştir. A adaylık ve seçimi’ diye. Şimdi dikkat buyurun. ‘Madde başlığıyla birlikte bütün aşağıdaki şekilde değişmiştir.’ Bu ne demek? ‘101. madde noktası, virgülü, kelimesi, paragrafı, fıkrası, her şeyiyle, başlığıyla beraber tümden değiştirdim’ diyor. Bu yeni bir maddedir, 101 madde. Şimdi içindeki bazı ibarelerin daha önceki maddede yer almış olması bu maddeyi yeni bir madde olmaktan çıkarmaz. Çünkü her şeyi yeniden yazmışız. Biz şimdi her şeyi yeniden yazarken önceki ifadelerden bazılarını oraya koyduğumuzda o eski ifade yürürlükte olduğu anlamına gelmez. Onu kaldırmışız. Yeni bir madde koymuşuz. Ve bunun yürürlüğüyle ilgili de bu Kanunun 18. maddesi aynen şöyle söylüyor, ‘Bu kanun ile Anayasanın 75, 77, 101 ve 102. maddelerinde yapılan değişiklikler, birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte yürürlüğe girer.’ Peki ilk cumhurbaşkanı ve Meclis seçimi ne zaman birlikte yapıldı? 2018’de. 30 Nisan’da yürürlüğe girdi ve Cumhurbaşkanımız da 101. maddeye göre ilk seçimini o zaman aday oldu ve 24 Haziran 2018’de de Türkiye’nin ilk başkanı seçildi. Adı cumhurbaşkanı olsa da işin özü başkandır. İlk başkanı seçildi, 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçim ise Sayın Cumhurbaşkanımızın ikinci seçimdir.

ŞU ANDA CUMHURBAŞKANI YÜRÜTME ORGANIDIR

Önceki cumhurbaşkanları sembolikti. Yürütmenin sorumsuz kanadıydı. Şu anda Cumhurbaşkanı yürütme organıdır. Devletin başıdır. Yürütme yetki ve göreviyle donatılmıştır. Yaptığı her işten hukuken ve cezaen tam sorumludur. Dolayısıyla eski seçilenle bu da aynı değil. Farz et 101 olmasa dahi 101’i değiştirmesek dahi cumhurbaşkanının hukuki statüsü hükümet sistemi değişikliği nedeniyle de bizim seçtiğimizin adı cumhurbaşkanı olsa dahi önceki cumhurbaşkanı değil. Biz bugün yürütme organını seçiyoruz. Siz eskiden yürütme organını seçmezdiniz. Meclisi seçerdiniz, Meclisin içinden yürütme organı çıkardı. Siyasiler devletin anayasasını yazanlar Türk halkına güvenmiyorlardı. ‘Bizim istemediğimiz yürütme organı çıkarsa perişan oluruz. Ama oy nasıl çıkarsa çıksın biz Ankara’da koalisyonla falanla işimizi görürüz’ diyorlardı. Ama şimdi biz 2017’de ne yaptık? İlk defa bilinen Türk tarihinde yürütme organını doğrudan seçme hak ve yetkisini aziz Türk milletine verdik. O yüzden biz milleti güçlendirdik. Milli iradeyi güçlendirdik. Demokrasiyi güçlendirdik ve millete güç aktardık. Şimdi bunlar bizim millete aktardığımız gücü milletten geri almak istiyorlar.

BU SİSTEM SİZİN GÜCÜNÜZÜN ESERİ

Gelirlerse parlamenter sisteme geçecekler. Ne demek bu? Yürütme organını seçme hakkını Türk milletinden geri alacaklar. Ankara’da oturup bakanlık bakanlık, genel müdürlük genel müdürlük, ihale ihale paylaşacaklar. Size sormadan orada kendileri bir protokolle ülkeyi yönetmeye kalkacaklar. Şimdi ise sizin gözünüzün içine bakıyorlar. Eğer biz bu sistemi getirmeseydik Sayın Kılıçdaroğlu ‘helalleşme’ diye bir kavramı öğrenebilir miydi? Eğer biz bu sistemi yürürlüğe koymasaydık Ayasofyanın zincirlerinin kırılmasına sessiz kalır mıydı? Eğer biz bu sistemi değiştirmemiş olsaydık, merhum Necmettin Erbakan Hocamızın anma törenlerine gidip katılır mıydı? Eğer biz bu sistemi değiştirmemiş olsaydık, ‘Siz yönetmelikle başörtüsüne hak verdiniz, hürriyet verdiniz. Yetmez, kanun değişikliği’ diye Mecliste kanun teklifi vermeyi aklının ucuna getirir miydi? Eğer biz bunları yapmasaydık, başörtülü kadınları yanına alıp fotoğraf çektirmeye cüret edebilir miydi? İşte bu! Bu sistemin gücünden altısını bir araya kimse getiremezken bu sistem getirdi. Onun için bu sistem sizin gücünüzün eseri. Sizi güçlü kılıyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.