Son dakika
Gündem

NATO Zirvesi ve "Problem Çocuk"tan "Güç Oyuncusu"na Dönüşen Türkiye

Ankara, geçtiğimiz günlerde tarihinin en stratejik, belki de en ironik diplomasi maratonlarından birine ev sahipliği yaptı. NATO’nun 36. Zirvesi, Beştepe’nin o görkemli kapılarından içeri girerken, masadaki dosyalar aslında bildiğimiz türdendi: Savunma bütçeleri, Ukrayna’ya yardımlar, endüstriyel kapasite... Ancak zirvenin gerçek gündemi, komünikelerden ziyade, zirvenin "ev sahibi" olan Türkiye’nin bizzat kendisiydi.

NATO Zirvesi ve "Problem Çocuk"tan "Güç Oyuncusu"na Dönüşen Türkiye

Ankara, geçtiğimiz günlerde tarihinin en stratejik, belki de en ironik diplomasi maratonlarından birine ev sahipliği yaptı. NATO’nun 36. Zirvesi, Beştepe’nin o görkemli kapılarından içeri girerken, masadaki dosyalar aslında bildiğimiz türdendi: Savunma bütçeleri, Ukrayna’ya yardımlar, endüstriyel kapasite... Ancak zirvenin gerçek gündemi, komünikelerden ziyade, zirvenin "ev sahibi" olan Türkiye’nin bizzat kendisiydi.

Yıllarca NATO’nun "problem çocuğu" olarak yaftalanan, her köşe başında "eksen kayması" tartışmalarına konu edilen Türkiye, bu zirveyle birlikte adeta masanın başköşesine kuruldu. Peki, ne değişti? Aslında değişen pek bir şey yok; değişen, Türkiye’nin bu "uyumsuz" gibi görünen bağımsız dış politika duruşunun, küresel konjonktürde nasıl "vazgeçilmez" bir kaldıraca dönüştüğüdür.

Zirvenin en net fotoğrafı, ABD Başkanı Donald Trump’ın gelişiydi. Avrupa başkentlerinde "güvenilmez ortak" muamelesi gören, Almanya ile bütçe kavgasına tutuşan Trump, Ankara’ya ayak bastığında bambaşka bir ruh halindeydi. Trump’ın, zirveye sadece "dostum Erdoğan" davet ettiği için geldiğini itiraf etmesi, aslında NATO’nun bir kriz anında kime yaslanması gerektiğinin en çıplak ilanıydı. Ankara, sadece bir zirve düzenlemedi; aynı zamanda Amerikan Başkanı'na, Avrupa’nın ona sunamadığı o "kırmızı halıyı", o samimi diyalog kanalını ve en önemlisi "istenme" duygusunu sundu.

Türkiye’nin bu zirvedeki "oyun kurucu" rolü sadece Washington-Ankara hattıyla sınırlı kalmadı. Trump’ın Şam yönetimiyle temas kurması ve Türkiye’nin bu süreçteki "kolaylaştırıcı" rolü, Ankara’nın Orta Doğu’da Washington’ın "tercümanı" haline geldiğini kanıtladı. Yıllarca Suriye’de kendi bildiğini okuduğu için eleştirilen Türkiye, bugün o "bildiğini okuma" gücü sayesinde, Batı’nın kilitlendiği kapıları açan anahtar haline gelmiş durumda.

Ve elbette S-400 yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik o tarihi sinyal... Yıllardır F-35 programından dışlanan Ankara, bugün Trump’ın ağzından "yaptırımları kaldırıyoruz" cümlesini duyuyorsa, bu sadece bir lobi başarısı değil; Türkiye’nin kendi savunma sanayiini kurma inadının ve "kimseye tam bağımlı değilim" restinin bir sonucudur. NATO, Türkiye’yi "yönetilmesi gereken bir yük" olarak görüyordu; oysa bugün herkes anladı ki Türkiye, "yönetilemeyecek kadar büyük, vazgeçilemeyecek kadar güçlü" bir aktör.

Sonuç mu? Ankara, Avrupalı müttefiklerin "ne yapacağını kestiremediğimiz bir Amerikan başkanıyla nasıl baş ederiz?" diye telaşlandığı bir dönemde, bu devasa ittifakın sigortası olduğunu kanıtladı. Türkiye, artık Brüksel’den veya Washington’dan onay bekleyen bir "junior partner" değil; aksine, Avrupa’nın kendi bekası için kapısını çalıp yardım istediği bir "power broker" (güç oyuncusu) konumunda.

Yani özetle; Ankara’daki zirve, Türkiye’nin NATO’ya uyum sağladığı bir yer değil, NATO’nun Türkiye’nin değişen ağırlığına uyum sağladığı bir yer oldu. Artık hiç kimse, "Türkiye ne yapacak?" diye korkuyla beklemiyor; herkes "Türkiye bize nasıl yardımcı olabilir?" diye merakla bakıyor.

O eski "problem çocuk" gitmiş; yerine, masanın kurallarını yazan, kendi yolunu çizen ve artık kimsenin görmezden gelemediği bir Türkiye gelmiş. Türkiye, NATO’nun en zorlu üyesi olmaktan, en lazım üyesi olmaya giden yolu başarıyla tamamladı.