Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Osmanlı’nın yıkılmasından sonra gerçekleşen Batılılaşmanın en önemli sonucu, kamusal alanın ve ahlâkın İslam’dan koparılması olmuştur. Kamusal alanın ve ahlâkın İslam’dan koparılması ile çözülme başlamıştır. Medeni hayatımız, iktisadımız, siyasetimiz, eğitimimiz, hukukumuz bu çözülme nedeniyle içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Bu çözülmenin sonucunda insanlar, zihniyet ve düzen olarak İslam’dan uzaklaşmışlardır. İslam’dan uzaklaşan insanlar, dünyada kendileri için çıkar sağlamaya, kendi arzu ve isteklerini tatmin etmeye, mümkün olduğunca mala ve statüye sahip olmaya yönelmişlerdir. Maddi ve manevi çöküşün en önemli nedeni, İslam’ca düşüncenin yerine ikame edilen materyalizmin etkisiyle, insanların kendilerini başıboş ve sorumsuz zannetmeleri yanılgısıdır. Bu, aklı başında salim düşünen Müslüman bir toplum için kabul edilebilir bir durum değildir. Şuurlu Müslümanlar tarafından yürütülecek ıslah, iyiliği emredip yayma ve kötülükten sakındırma çalışmaları, toplumların varlığının devamı için hayati öneme sahiptir. Bu sorumluluğun şuurunda olan toplum önderleri ve aydınlar 1969 yılında Prof. Dr. Necmettin Erbakan liderliğinde Milli Görüş hareketini başlatmışlardır. Milli Görüş; milletin aslını, özünü, kimliğini, birlik ve beraberliğini, milletimizin kurtuluş ilacını, adil düzeni temsil etmiş, uygulamadaki gayr-i milli tahribatı engellemeye çalışmış, Hayım Nahum Doktrini ile Türkiye’nin İsrail’e vilayet yapılması çalışmalarına direnmiş, bir römorkör gibi Türkiye’yi aslına çekmenin derdini taşımış bir harekettir. Milletimizin tarihteki şerefli yerini alması Milli Görüş çalışmalarına bağlıdır.
Al-i İmran 104: “İçinizden, hayırlı olana, İslam’a, Kur’an’a ve ilkeleriyle yaşamaya davet eden, adaleti uygulayarak, kamu düzenini sağlayan, iyiliği emreden, kötülükleri yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin eden, teşkilatçı, eğitimli, yetişmiş, yönetici, uzman, tutkun kadrolar bulunsun. Onlar, işte onlar kurtuluşa, ebedi nimetlerle saadete erenlerdir.” İyiliği emreden, yayan, çoğaltan, kötülük ve bozgunculuktan sakındıran bir kadronun olmadığı toplumların çöküşlerinin hızlandığını, geçmiş toplumlardan birçoğunun da aynı şekilde yıkılıp gittiklerini bize Kur’an haber vermektedir. Bu açıdan bakıldığında; Milli Görüş’ün yürüttüğü ıslah, hakkı tebliğ ve davet, iyiliği emretme, kötülükleri engelleme çalışmaları, milletimizin geleceği ve güvenliği bakımından büyük bir nimettir. Bu çalışmaları hafifletecek her türlü hatalı davranıştan kaçınmak gerekir.

LİDERLER
Liderler, hem ıslahın, hem de ifsadın etkin nedenidirler. Fert ve toplumun temel dinamiğini oluşturan liderler, toplumu istedikleri yöne doğru yönlendirebilme yeteneklerinden ötürü çöküşte de etkin rol oynarlar. Liderlerin hidayetten uzak, basiretsiz, dirayetsiz davranışları, toplumda bir kargaşanın oluşmasına neden olur.

İsra 16: “Biz bir memleketi helak etmek istediğimiz zaman, varlıklı şımarıklarını idareci yapar, iktidara getiririz. İslam’ca emirleri uygulamayı emrettiğimiz halde, onlar orada, doğru ve mantıklı düşünmeyi terk ederler, itaatin dışına çıkarlar, günah, isyan, inkâr bataklığına dalarlar. Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’an’a itibar etmedikleri için, o memleket halkı gerekçeli olarak cezaya müstahak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz.” Her topluluk, yöneten liderlerinin dini üzere olur. Süleyman gibi liderler, toplumu saadete, Firavun gibi liderler ise toplumu felakete, yok olmaya taşırlar.

ADALETSİZLİK VE ZULÜM
Adalet, toplumsal yapıyı ayakta tutan en önemli nedenlerin başında gelir. Adalet, sağlıklı toplumu doğurur. Adaletsizlik ise insan fıtratına aykırılığı ifade eder. Adaletsizliğin olduğu yerde, barış ve kardeşliğin olması imkânsızdır. Zulmeden ve zulme uğrayan kutupların oluşması, toplum içinde kendiliğinden bir çatışma ortamını doğurur. Adaletsizlikle hükmeden ve zulmeden bir kadronun iktidarda olması Allah’ın gazabına uğramayı hızlandırır.

ÖLÇÜSÜZ DAVRANIŞLAR
İnsan fıtratına aykırı zina ve eşcinsellik gibi ahlâksız davranışların sergilendiği, faizin, haksız kazancın, rüşvetin, israfın yaygınlaştığı bir toplumun çöküşü kaçınılmazdır. Kur’an bu ölçüsüz davranışları zulüm ve günah olarak isimlendirmektedir. Tarih ve coğrafya, ölçüsüz davranışları yüzünden helak edilen toplumlara şahitlik ediyor.

HAKKA KARŞI KOYMA
Batıla sapmış, hakikati anlamak bakımından basiretini kaybetmiş fert ve toplumlar, “Hak olana karşı” bir tavır içine girmektedirler. Adil Düzen’i savunmak yerine faizci kapitalizmi benimseyip yürütmeyi çıkarları için uygun buluyorlar. Hakka batıl karıştırarak, Allah’ın koyduğu hak ve adalet ölçülerini çok ucuz bir bedel karşılığında satabiliyorlar. Hakka karşı direnen ve ona karşı koyan fert ve topluluklar da sonunda zelil ve hakir oluyorlar.

ALAY VE YALANLAMA
Alay ve yalanlama; inanan insanlara karşı bir ön yargı durumu olarak ortaya çıkar. Yıpratmaya yönelik olan bu tutumlar, hakkı üstün tutan bir düşüncenin ortaya konulduğu anlarda daha belirgin hale gelir. Hakkı yalanlama ve onu savunanları alaya alma tutumu, kötü bir sonun başlangıcı olabilir.

Araf 182: “Ayetlerimizi, Kur’an’ı yalanlayanları, hesap edemeyecekleri yerlerden yavaş yavaş gerilemeye, helake sürükleyeceğiz.” Ayetleri yalanlayarak, alaya alarak zulümle saltanat sürenler, bilemedikleri yerden yıkılırlar.

İŞİ EHLİNE VERMEMEK
Peygamberimiz: “…İş, ehil olmayana verilince kıyameti bekle” buyurmuştur. Bir toplumda düzenin altüst olmasının temel sebebi, işi ehline vermemektir. İşin, ehil olanlara verilmemesi cehaletin yaygınlığından ve ilmin ortadan kalkmış olmasındandır. İlim, çözüm demektir.

İşin ehil olmayanlara verilmesi, emaneti zayi eder. Emanet ise, İslam’ın temel esasları ve kamu yönetimidir. İşe ehil insanlar yetiştirmek, en büyük cihat, müminler için büyük başarı olur. Çözülme nedenlerine şu hususları da ilave etmek gerekir: 1-Allah’ın nimetlerini değiştirmek. 2-Nimete karşı nankörlük etmek. 3-İslam’ın emir ve yasaklarına karşı hileye başvurmak. 4-Kötülük ve haramların yaygınlaşmasına kayıtsız kalmak. Çözülmenin nedenlerini ortadan kaldırmak tövbe iledir.

Milli Görüş’e dönmeden çözülme ve zilletten kurtulmak mümkün olmaz. Selam hidayete tabi olanlara…

Yazar Hakkında

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir