Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Osmanlının mirasçısı Türkiye’de 2023 yılının ilk yarısında yapılacak seçimlerde milletimiz, yeni bir devlet başkanı seçecektir. Milletimiz, bu seçimin de, önceki seçimler gibi bir imtihan olduğunu unutmamalıdır. Milletimiz, bu seçimi yaparken dikkate alması gereken milli duruş ve görüş İslam’dır. İslam’ın bu konudaki esasları, dikkate alınmadan yapılan seçimlerin faturası milletimize her zaman ağır olmuştur. Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeyi, bu ülkede yaşayan zimmet ehliyle birlikte yönetecek olan devlet başkanı; İslam’ca düşünen, adalet, liyakat, ehliyet ve güzel ahlak sahibi birisi olmalıdır. İslam’ca düşünmekten maksat, Yaratan Allah’ı tazim, yaratılmış bütün mahlûkata şefkat beslemektir. Böyle bir devlet başkanı, fert ve toplumun refah ve saadetini sağlayacak marufu emreder, fert ve toplumun refah ve saadetine engel faiz dâhil bütün kötülükler ile mücadele eder. Bir kimse; Avrupa Birliği’ni medeniyet projesi olarak görür, Batı ahlakını İslam ahlakından üstün tutarsa, faizci kapitalist düzeni, adil düzene tercih edip yürütürse, ABD ve İsrail ile stratejik ortaklığını, sömürülmekte olan ülkelerle iş birliğine tercih ederse, böyle bir kimseyi inadına devlet başkanı olarak seçmek, bir milletin kendisine yapabileceği en büyük zulüm olur. Hakkı üstün tutan milletimizin hiçbir ferdi, böyle bir kimseyi devlet başkanı seçmenin vebaliyle, hesap gününde Allah’ın huzuruna çıkmak istemez. Hangi sebeple olursa olsun, Batılılar gibi düşünmeyi, İslam’ca düşünmenin önüne geçiren bir kimseye devlet yönetimi teslim edilemez. Ben Müslüman’ım, namazımda niyazımdayım diyen hiçbir lider, inançlarıyla çelişen bir anlayışla devlet yönetimine talip olmaz. Bu temel ölçüleri beyan ettikten sonra teklif edeceğimiz şey şudur. Ülke yönetiminde etkin olan; AK Parti’nin Genel Başkanı Sayın Erdoğan, CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, İyi Parti Genel Başkanı Sayın Akşener, HDP eş genel başkanları, DEVA ve Gelecek Partisi liderleri Babacan ve Davutoğlu ve diğer partilerin genel başkanları ve Saadet Partisi lideri Sayın Karamollaoğlu bir araya gelmelidir. Önce ülkenin içinde bulunduğu durum birlikte teşhis edilmelidir. Sonra; “Yaşanabilir Bir Türkiye’yi, Yeniden Büyük Türkiye’yi” inşa etmek için yürütülecek maddi ve manevi kalkınma hamleleri belirlenmelidir. Bu, müşterek bir protokol olarak millete ilan edilmelidir. Hepimizin temennisi budur. Ancak, ülkemizde Batı’dan devşirilmiş, “kutuplaştır, ötekileştir ve seçim kazan” anlayışını benimseyen liderler ve kadroları, buna yanaşmıyorlar. Bunu şu anda “ Altılı Masa İttifakı” yapmaya çalışıyor. Bir protokol üzerinde çalışılıyor. Bu masanın belirleyeceği adayın, toplumun bütün kesimlerinin rahatlıkla oy verebileceği milli şuur sahibi birisi olması elzemdir. Milletimizin Millî Görüş çalışmalarıyla elde ettiği kazanımları ortadan kaldıracağı şüphesini sırtında taşıyan bir adayla seçim kazanmanın zor olduğunu görmek gerekir. Altılı Masa milletimize, tereddütlerini ortadan kaldıracak bir teminat vermesi durumunda iş kolaylaşmış olur. Seçim kazanılır, sonra da Türkiye’yi lider ülke yapacak “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi” oluşturulur.

GÖRMEK GEREKİR
Türkiye’nin kurtuluşu için Millî Görüş’e ve Milli Bir Duruşa ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı, Sayın Erdoğan’ın konuşmalarında gördüğümüz gibi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında da görüyoruz. Sayın Bahçeli’nin, Sayın Akşener’in de konuşmalarında öne çıkarmaya çalıştığı hakikat, Millî Görüş ve Milli Duruştur. Davutoğlu ve Babacan da Türkiye aslına, özüne, tarihine dönsün istemiyorlar mı? Bu ülkenin radikal sağcıları ile marjinal solcuları da adil veya hakça düzenden yana olduklarını dillendirip duruyorlar. Siz ormanın çakallarının, sesinin yüksek olduğuna bakmayın, sonunda oraya hâkim olanlar; arslanlar ve kaplanlar oluyor. Millet olarak hepimizin ve tüm dünya insanlığının kurtuluşu İslam’da, yani Millî Görüş’te, Milli Duruştadır. Bundan başka, aydınlanma, barış ve huzura kavuşma yolu yoktur. Bizi şeytan ve adamları köklerimizden kopardı. AB, ABD ve İsrail, kendi ideolojilerine hizmet ediyor. Bunların tasarladıkları dünya düzeninde bize yer yoktur. Onlar nazarında biz ya köleyiz ya da ölüyüz. Onların koştukları cehenneme bizim de arkalarına takılıp koşmamız, izzet ve şerefimize uygun düşmez. Bize; AB’den, ABD ve İsrail’den hayır gelmez. Faizden, haram lokmadan, zihinsel kölelikten, materyalist eğitimden, israftan, modern ve cahili çağdaş yaşamdan, içkiden, kumardan, yalandan hayır gelmez. Müslüman olduğumuzu söylüyorsak, o zaman İslam’ca düşünüp adil bir düzen için yol yürümek gerekir.

HAK ÜSTÜNDÜR
Üstün olan oluşturduğumuz kalabalıklar değil, haktır. Hak gelince batıl zail olur. Hak; İslam’dır, batıl; ırkçı emperyalizmdir. İslam; hakikat ve saadettir. Batıl; cehalet ve felakettir.

İslam; bilgidir ve uygulamadır. Uygulanmayan İslam, söylemlerle yaşanmış olmaz. Bir kimsenin dilinde olan İslam, halinde yoksa bu durum, sahibini rezil ve zelil eder. İslam; korkulacak ve zararlı bir şey değildir. İslam; iyidir ve herkesin lehinedir. İslamsız olmaz.

İslam’ın önemli hedeflerinden biri, insanların kalbinde imandan kaynaklanan geniş bir sorumluluk duygusunu uyandırmaktır. Çünkü bu duygu olmadan Adil Düzen’e geçmek mümkün olmaz. Adil Düzen, devlet başkanının iradesi ile hayat bulur. İslam; kendisini Allah’a karşı sorumsuz gören ve sorgulanmaz bir otorite kabul eden bir devlet başkanlığına onay vermez. Hakk’ı üstün tutan bir devlet başkanı, hesap gününe iman ettiği için, milletine zulmetmez. Bir devlet başkanı “Önce Ahlak ve Maneviyat” esasına uygun bir zihniyete sahip olursa adil olur. Altılı Masa’nın liderleri “Hak Üstündür” şuuruyla hareket ettiklerinde milletimizin teveccühüne mazhar olurlar. Bu masada en büyük sorumluluk Saadet lideri Sayın Karamollaoğlu’nun omuzlarındadır. Selam hidayete tabi olanlara…

Yazar Hakkında

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir